top of page
  • ALBAHukuk

Siber Suçların Türk Hukukundaki Yeri

Güncelleme tarihi: 9 Nis 2020


Siber Suç Tanımı


Öncelikle siber suçların daha kolay tanımlanabilmesi için siber güvenliğin tanımlanması gerekmektedir. Siber güvenlik her ne kadar bilgi güvenliği ve bilgisayar güvenliği anlamlarında sıkça aynı anlamı ifade ediyormuş gibi kullanılıyor olsa da daha çok sanal ortamdaki bilgilerin güvenliği anlamına gelmektedir. Buradaki güvenlikten kasıt sanal ortamın temel yapı taşı olan bilginin gizliliğinin, bütünlüğünün ve erişilebilirliğinin sağlanmasıdır. Siber güvenlik kapsamında korunması amaçlanan unsurlarda meydana gelecek bir zarar, bu unsurların dayandığı hakların ihlali veya direkt olarak unsuların ihlalini içeren faaliyetler siber suçlar olarak genel bir kapsamda değerlendirilebilir. Fakat bilişim suçlarının tanımlanması ile ilgili farklı görüşler mevcuttur. Avrupa Topluluğu uzmanlar komisyonunun Mayıs 1983 Paris toplantısında ortaya koyduğu tanıma göre siber suçlar; verilerin nakline yarayan veya bilgileri işleme tâbi tutan bir sistemde kanuna veya ahlaka aykırı veya yetki dışı gerçekleştirilen her türlü davranışlardır. Bu geniş kapsamlı bir tanım olduğu için sürekli değişen ve çeşitlenen siber suçların bazılarının suç kategorisi dışında kalmasına engel olması açısından kabul gören bir tanımdır. Bunun yanı sıra daha dar kapsamlı ve basitçe ele alınmış bir tanım ise; “Siber suçlar, bilgisayar teknolojisi bilen ve bunu uygulayan kimselerin gerçekleştirdikleri istismar hareketleridir” şeklindedir.


Türk Hukukunda Siber Suça İlişkin Düzenlemeler


Pek çok ülkede bilişim alanındaki ilerlemelerle bu alanda hukuki düzenlemeler isabetli şekilde daha erken başlamış olmakla birlikte Türkiye açısından bu durum ancak son yirmi yıldan beri mevcuttur. Ülkemizde bu alandaki ilk düzenleme 1991 yılında 3756 sayılı yasayla 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu’na yeni maddeler ilave edilerek bazı bilişim suçlarını düzenleyen “Bilişim Alanında Suçlar” başlıklı 11’inci babın konulmasıyla olmuştur. Suçların çeşitliliği noktasında hukuki müdahale ihtiyacının tam olarak karşılanamamasıyla bu kanunu başka kanunlardaki düzenlemeler takip etmiştir.

1995 yılında 4110 sayılı yasayla Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda “bilgisayar programlarının” da “eser” sayılacağının belirlenmiş ve bilgisayar programlarına karşı gerçekleştirilen bazı eylemler yaptırıma bağlanmıştır. Daha sonra elektronik imzanın kullanılmaya başlanması ve elektronik ortamda ticaretin artmasıyla bunu 2004 yılında 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu ile yeni suç tipleri oluşturulması izlemiştir. 1991 yılında TCK’ya yapılan eklemelerden sonra hazırlanan yeni TCK tasarılarında bu konu işlenmiş, 2001 yılında düzenlenen tasarıda ve bunun üzerinden değişiklikler yapılarak meclis alt komisyonu tarafından hazırlanan tasarıda da bu suçlara ayrı bir bapta ve yine “Bilişim Suçları” başlığı altında yer verilmiştir. Bunların devamı olarak da 26.9.2004 tarihinde kabul edilerek yasalaşan 5237 sayılı TCK’da da bilişim suçlarına daha ayrıntılı bir şekilde yer verilmiştir. Bilişim hukuku çalışmaları devam etmiş, internet kişilerinin sorumluluklarının tayin edilmesi amacıyla 2007 yılında 5651 sayılı Yasa ve buna bağlı bir dizi yönetmelik vs. gibi idari düzenleyici işlemler yapılmıştır. Son olarak da yeni TTK, TBK ve HMK’da ceza hukukuna da yansımaları bulunan bilişim alanına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

Ülkemizde 5651 sayılı kanuna kadar yapılan bu değişikliklerle yasaların bilişim alanındaki ilerlemelerin doğurduğu sonuçlar üzerinde etkili olması için yapılmaya çalışılan adaptasyonlar hukuki olarak daha sistematik ve kapsayıcı bir enstrümanın eksik olduğu gerçeğini istenilen düzeyde etkileyememiş, yasa koyucunun bu değişikliklerine rağmen hukuki belirsizlikler, hak ihlallerinin sonuçsuz kalması ve orantısız yaptırımlar ortaya çıkmıştır.

“Sınır-üstü” şeklinde sıfatlandırılabileceğimiz sanal ortamlarda bireylere sunulan işlem kabiliyeti de tıpkı ortamın kendisi gibi ülkesel sınırları kolaylıkla aşabilen bir kapsamda olduğu için uluslararası işbirliğine ve özellikle suç konusunda uluslar arası bir takım standartların oluşturulmasına duyulan ihtiyaç göz ardı edilemezken, ülkemizin bu konuda belirgin resmi adımları atmasının gereğinden fazla zaman almış olmasının en temel sebeplerinden biri pek çok devletin taraf olduğu Budapeşte Sözleşmesi’nde öngörülen işbirliği için gerekli alt yapıya sahip olmaması idi. Suç konusu oluşturabilecek fiillerin sanal ortamda işlenmesi artık yargılama sürecinde de coğrafi sınırların ve süreçlerde benimsenen ülkesellik ilkesinin bu derece sınır üstü bir ortamda gerçekleşmiş fiillere uygulanması elverişlilik ve işlevsellik bakımından yetersizdir. Suç teşkil eden fiile ilişkin delillerin saklanması, toplanması, kullanılması gibi konularda uluslararası bir çerçevede birlikte çalışmanın gerektiği aşikardır. Ülkemizde de devletlerarası muhakeme kurallarını yeknesaklaştırmayı amaçlayan 2001 tarihli Budapeşte Sözleşmesi’ne uygunluk için atılan adımlar 2 Mayıs 2014 tarihinde Sözleşme’nin onaylanması ile sonuçlanmıştır. Siber suçlara ilişkin ayrı bir yasa olmamasına rağmen bu sözleşmelerin imzalanması ve ülkemizin uluslararası ilişkilerinden doğan bazı gelişmeler neticesinde Türk Ceza Kanunu, suçların işleniş biçimine göre siber suç kabul edilebilecek olma ihtimali olanlar için de uygulanabilir hale getirilmiştir.


 
74 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page